16 Eylül 2020 Çarşamba

Published Eylül 16, 2020 by with 0 comment

ŞİLE

 



İlk tatil deneyimi yaşadığım yer olan Şile'nin bende yeri her zaman farklıdır. Yazda, kışta ve baharlarda ki doğanın renk değişimini merak ederim ve görmek için gitmeye çalışırım. İnişli çıkışlı sokaklar, çiçekler ile süslenmiş evler, her yerden görülen fener, kayalar arasından mağara aramak ve korsan hikayelerini anımsamak her zaman hoşuma gitmiştir.



       Şile bezi elbiselerin güzelliklerine bakıp hangisini alsam derken , seçim yapamamaktan  bir da haki sefere alırım dediğim çok olmuştur.




       Her yıl artan balık restoranlarının ve kahvaltıcıların muhteşem lezzetler sunduğu mekanlara uğramadan dönmek olmaz.



Bence Şile’yi gezmek için en iyi yöntem ;

Olabilecek en erken saatlerde, sokaklarda kimselerin olmadığı, esnafın dükkanı açma telaşında olduğu zamanlarda derim.



 Şile merkezden sahil yoluna inmek , yeni yapılan yürüyüş parkurunu keşif etmek , martıların uçmalarını izlemek, sokaklarda kaybolmak, resim çekmek, değişik konsepte açılan mekanlara bakmak, sokak hayvanlarını sevmek, denize ve fenere ulaşmak için sokakları arşınlamak.



Şile Fenerinin arkasında bulunan KAVALA parkında çay kahve içmeden geçmeyin.


Deniz manzaralı mekanlarda kahvaltı ve balık yemeden dönmeyin derim.



ŞİLE İSMİ NEREDEN GELMİŞ ?



Şile Yunanca bir kelime olup Türkçe’de Mercanköşk anlamına gelen tepelerde ve dağ sırtlarında yetişen güzel kokulu çiçekler açan ıtırlı bir bitki adıdır. İlçe geçmişten bu yana Aschil, Philee, Artene, ve Kilia adları ile anılmıştır.



ŞİLE NEREDEDİR ?

Kocaeli Yarımadasının Karadeniz kıyısında yer alan ilçenin, Doğusunda Kandıra, Güneyinde Pendik ve Gebze, Güneydoğusunda Körfez ve Derince, Batısında Beykoz ve Çekmeköy, Kuzeyinde ise Karadeniz bulunmaktadır.



Rakımı 126 metre olan Şile'nin yüzölçümü 755 km²'dir. İlçenin yüzölçümünün %79'u orman, %10'u tarım alanı, %11'i diğer alanlardan oluşmaktadır. Hafif kıvrımlı küçük köy ve doğal plajların yer aldığı 60 km'lik sahil şeridine sahiptir. Göksu, Şile Kabakoz ve Yeşil Çay önemli akarsulardır.



ŞİLE’YE NASIL GİDİLİR

Özel aracınız yok ise, Üsküdar’dan ve Harem’den Şile’ye düzenli olarak çalışan İETT ve Şile Ağva Üsküdar Turizm otobüslerini kullanabilirsiniz.



Şile’ye giden toplu ulaşım araçları, aynı zamanda sonrasında da Ağva’ya gidiyor. Şile’ye otobüsle yolculuk yaklaşık 1 buçuk saat, İETT otobüsü ile yolculuk yaklaşık 3 saat sürüyor.




ŞİLE BEZİ 

Tamamen Şile’ye özgü otantik kültürel miraslarımızdan biridir.



Osmanlı zamanından beri el tezgahlarda dokunan kumaşlardı. Şile kadınları, tamamen kendi emekleriyle bu bezlerin üzerine nakışlar işlerler, böylece sanatlarını ortaya koyarlar. Şile bezinden çeşitli farklı farklı giysiler üretilmektedir. 



Şile bezinin en önemli özelliği teri emerek vücudu serin tutmasıdır.




  ŞİLE DENİZ FENERİ





Şile’nin tüm görsellerinde görülen en tepede ve çok gösterişli olan fenerdir.



Ülkemizin aktif olarak çalışan en büyük feneri, Karadeniz sahillerinde seyir yapan gemilerin İstanbul Boğazı’na sorunsuz girebilmeleri için rota feneri olarak Osmanlılar zamanında Fransızlara verilen imtiyaz neticesinde Sultan Abdülmecid döneminde Fenerler idaresi tarafından 1859 yılında inşa edilmiştir.  Taş kısmı Türkler tasarlarken, metal aksamı ve mercek kristal sistemi Paris’ten gelmiştir.



       Şile Fenerinin yapılmasında ki en büyük sebeplerden biri ise Kırım Harbi’nde (4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır.)

müze


 Deniz seviyesinden 60 metre yükseklikteki kayalıklar üzerine 110 cm kalınlığında örme taş kuleye sahiptir. Fenerin sekizgen şeklindeki kulesinin yüksekliği 19 metredir ve 75 basamakla çıkılmaktadır.



    Gündüz iyi görünmesi için kule siyah-beyaz yatay bantlar şeklinde boyanmıştır. Fenerin görünüş mesafesi 20 deniz milidir.



  İlk başlarda Fenerde ışık kaynağı olarak fitilli gaz yağı lambası kullanılmış daha sonra LPG ile çalışan parlak ışıklı mansonlu (gömlekli) lambalar kullanılmış günümüzde ise 1000 W’lık elektirik lambası ile aydınlatılması sağlanmaktadır.



        Ülkemizdeki tarihi deniz fenerlerini müze olarak değerlendirmek amacıyla yapılan çalışmalarda ilk müze haline getirilen deniz feneri de Şile Feneri’dir.



Türkiye’nin en büyük feneri olan tarihi şile fenerinin denizciliğe yaptığı hizmetleri sergilemek için, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından müze haline getirilmiştir.11 Ekim 2004 yılında Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey’in katılması ile müze açılışı gerçekleşmiştir.



     Fener ve lojman binası ulusal miras olarak Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğünce koruma altındadır.


       Fenerin çalışma şekli ile ilgili daha ayrıntılı bilgi kıyı Emniyeti Müdürlüğü sitesinden okunabilir.


ŞİLE KALESİ



    İlk yapılış tarih bilinmemekle beraber Cenevizler’in denizden gelebilecek saldırılara karşı gözetleme kulesi olarak yaptığı Bizanslılar ve Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır.



     Günümüze kadar tadilatlarla gelebilmiştir. 

Gözetleme kulesi olarak inşa edilen yapı 100 metrekare ve 12metre yüksekliğinde olup 4 katlıdır.



Yapımında beyaz renkli kireç taşı kullanılmış, alt katı kiler olarak kullanılan gözetleme kulesine 20 kişilik askeri birlik barındırdığı düşünülür.



       TAHLİSİYE BİNALARI

Günümüzdeki adı Kıyı Emniyeti ve gemi Kurtarma İşletmeleri’nin eski adı olan TAHLİSİYE TEŞKİLATI,



1866 yılında kurulmuş ve 1866 yılında Şile’de İngilizler tarafından yapılan binalar ve eski kurtarma malzemeleri günümüze kadar korunmuştur.

 2011 yılında yapılan restorasyon ile Şile merkezde bulunan Tahlisiye binası ve Tahlisiye kayıkhanesi orijinaline uygun olarak tamamlanmıştır.



ŞİLE EVLERİ



100-150 yıllık Ahşap ve iki katlı olan yapılar. Restorasyon yapılıp günümüzde de kullanılmaktadır.


ÇEŞME

Hanım suyu çeşmesi

Osmanlı zamanında Hadice hanım adında Mısırlı bir kadın tarafından yaptırılmış.




ŞİLE TARİHİ

*Araştırmalar bölgede cilalı taş devrinden beri insanların yaşadığını göstermiştir. 

*Şile’nin içinde yer aldığı Kocaeli yarımadası toprakları; Sakarya nehri, İstanbul Boğazı, Karadeniz ve Marmara Denizi arasında yer alır.



*Bu bölge tarihçiler tarafından BİTHYNİA memleketi olarak adlandırılır.

*Trakya kökenli olan (BİTHYNİA) Bitinler’in M.Ö.8.Yüzyılda bölgeye yerleştiği



  *    M.Ö.7.yüzyılda Karadeniz sahillerinde MİLETOS’lar birçok güçlü kıyı şehirleri kurarlar.

*Şile’nin bilinen ilk ismi PHİLEE’de M.Ö.7. yüzyılda Miletos’lar deniz ticaret kenti kurarlar.



*Denizcilikle ilgilenmiyen Bitinler’in Miletos’lulara karşı çıkmaktansa, denizcilikle ilgili deneyimlerinden yararlanarak ticaret bağlantılarını arttırdıkları tahmin edilir.



*Milattan önce, Lydialılar, Persler ve galat’lar hakimiyeti altında kalır.

* ***Anabasis veya Onbinlerin Dönüşü tarihçi KSENOPHON'un ünlü eserinde; Grek Komutanı Xenophon’un , Bitinler’den kaçarken on bin askeri ile saklandığı mağaradan bahseder. Bu mağara günümüzde SOFULAR mağarası olduğu düşünülür.



*M.S.1.Yüzyılda Şile, Romalıların hakimiyetine geçer.

*** M.S.3.Yüzyılda ise Hristiyanlığın henüz kabul görmediği, baskı altında tutulduğu zamanlarda,



 Roma İmparatoru Diocletia’ın ( 22 Aralık 244-3 Aralık 311), gazabından kaçarak Kızılca, İnkese ve sofular köyleri yakınlarındaki mağaralara sığınırlar.



**** Roma İmparatoru Diocletia’ın emri ile yakalanan misyonerler ve onlara inanan ilk Hristiyanlar bölgede bulunan GÜRLEK mağarasında hapis edildiği bilinmektedir.



**** Cenevizler bir süre egemen olurlar. Cenevizler zamanında denizden gelecek tehlikeleri gözlemek ve kontrol altına almak için günümüze kadar gelebilen kaleyi inşa ederler.




**** Şile 1050 yılında ise Selçukluların yönetimine geçer.

***1097 yılında ise Haçlı ordularının istilasına uğrar.



***1327 yılında Akçakoca Bey, Kocaeli Yarımadasının büyük bölümünü Osmanlı topraklarına katmasına karşın Şile alınamaz.



***1391 yılında Sultan Yıldırım Bayezid komutanlarından Yahşi Bey, Şile'yi alır. İstanbul kuşatmasına katılmak için Şile’den ayrılınca Bizanslılar tekrar Şile'yi alır.



*** 1395 yılında Yahşi Bey tekrar Şileyi Osmanlı topraklarına katar.

***1401’de imzalanan anlaşma sonunda 500 yıl boyunca Osmanlı toprakları sınırında kalır.

***1.Dünya savaş sonunda Osmanlı İmparatorluğu yenilip, Mondros Mütarekesini hükümleri sonucu

1920 ‘de İngilizlerin denetimine verilir.



*** Türk ordularının İzmir'e girişinden sonra 7 Ekim 1922’de tekrardan Türk topraklarına katılır.

***Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte 1923 yılında ilk belediyelerden biri Şile olur.



***1924’te bütün sancaklar vilayet yapıldığından, Şile İdari olarak Üsküdar'a bağlı kalır.

***1926 yılında düzenleme ile Üsküdar kaza haline getirilir ve İstanbul iline bağlanır.

***2004 yılında İstanbul Büyük şehir sınırlarına girer.


Kaynak; Şile Belediyesi

Şile kaymakamlığı

Kıyı Emniyet Müdürlüğü Sitelerinden çok faydalandık. 

TEŞEKKÜRLER




KIZIMLA ŞİLEYİ GEZERKEN ÇOK KEYİF ALDIK

 SİZLERE DE PATİ PATİ GEZMELER :)





   


Read More

15 Nisan 2020 Çarşamba

Published Nisan 15, 2020 by with 0 comment

KEŞAN / ERİKLİ / MECİDİYE /SAZLIDERE




       Edirne ilinin Keşan ilçesinde bulunan Mecidiye ve Erikli yılda en az bir veya iki kere gittiğimiz yerlerden . Kızımın ilk su altına dalmaya başladığı yer.




Yılda bir kere görüştüğümüz üniversiteden arkadaşlarımla buluştuğumuz yer de burası,bu tatil beldeleri.



    Her yıl gitmemizin sebeplerinden biri de Trakya Müzik Festivali'ne katılmak isteyen çocuklarımızın ısrarı oluyor. Çocuklarımız festivalde oluyor anneler de bol muhabbetli gezmelerde ve deniz keyfinde…





     Aynı zamanda  amatör ve profesyonel dalgıçlar için İstanbul’a en yakın dalış yeri İbrice Limanı.





Mecidiye ve Erikli'de yemek için lokantalar ,kafe ve çay bahçesi tarzında yerler çok fazla seçenek mevcut değil. Sebebi sanırım ev pansiyonculuğun çok olması ve gelen hanımların hamarat olması..



        

        SAROZ KÖRFEZİ


Ege Denizi’nin başlangıç noktasında bulunan Saroz Körfezi’nin özelikleri farklıdır.

***Antik çağdaki adı MELAS KOLPOS olarak bilinmekte.



*** Saroz Körfezi güneyden Gelibolu ilçesine bağlı Adilhan köyüne sınır Sazlıdere köyünden başlarsak sıra ile Gökçetepe, Mecidiye, Erikli, Danişment ve yayla köyünü sınırları içindedir.




** Ege Denizin’in en tuzlu bölgesidir.
***Saroz Körfezin’de karmaşık girdaplar çizen akıntılar görülür.
***Bu akıntılar sebebi ile kendi kendini temizleyen dünyadaki beş körfezden biridir.



**** Suların yüksek oksijen içeriği ve körfeze dökülen akarsuların getirdiği bol besin tuzları sonucu balık çeşitleri ve lezzetlerinde fark vardır.

 ***   Saroz körfezi 144 çeşit balık, 78 tür deniz bitkisi ve 34 tür deniz süngerine ev sahipliği yapar.

**** 2010 yılında bakanlar kurulu Kararı ile ‘ ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİ ‘ ilan edilmiştir.




     ****1970’li yıllarda Türkiye’yi ziyaret eden kaptan Cousteu , Saroz’da dalış yapmış.

****Dalıştan sonra Saroz Körfezi için “KIZIL DENİZİN’NİN KUZEY VERSİYONU “ DEMİŞTİR.



**** Saroz Körfezinin her iki kıyısında yazlıklar bulunmaktadır.
****İbrice Limanı dalış kulüplerinin yoğun olduğu bölgedir.
**** Erikli Tuz Gölü, doğal tuz gölü olmakla beraber pek çok kuş için barınma mekanıdır.



***Trakya müzik festivali 17-21 Temmuz ve 1-4 Ağustos aylarında Erikli sahilinde ve Uzun kumda yapılmakta ...Sanırım bu sene Enez'de de oldu.
***Trakya Müzik Festivali'ne binlerce insan Mecidiye ve Erikli'de pansiyonda, evde veya festival alanında çadırlarda konaklamakta …


***Eriklide konaklamak için birçok seçenek var diyebiliriz. Hemen hemen sitelerdeki evlerin %60-70 kiralık .



*** Bizim arkadaşlar ile Erikli’de kaldığımız tripleks ev İstanbul’dan arkadaşımın yazlık eviydi. Bize nerede yenir, denize nerede daha rahat gireriz,yürüyüş nerede yapılır tavsiyelerinde bulunurken bir de mantı yollamasın mı ne diyelim ışık sitesi sakinlerinden Latife hanıma çok çok teşekkürler...




**İki sene önce gittiğimiz zaman ise Mecidiye köyü yakınında Natura Bungalows adlı butik otelde kalmıştık.Çok bilinen bir yer değil biz de zar zor bulmuştuk.Ama uğraşlarımıza değmişti.Otelin bahçesi,oturulacak -sohbet edilecek yerleri çok hoştu.Yeşillikler içinde,insanın içini açan yerlerdi.Bizim gittiğimiz zamanda fiyatı uygundu.Bir oda için yanlış hatırlamıyorsam 100 tl di. Biz 3 kişi kalmıştık.



*** Festivaller dışındaki zamanlarda Erikli ve Mecidiye köylerinin sessizliği, sakinliği huzur verir. Tavsiye ederim..Biz festival zamanı mecbur gittiğimiz için biraz kalabalıktı haliyle.




İBRİCE

Edirne ilinin Keşan ilçesinin Mecidiye köyünün İbrice Limanı.Biz buraya bayılıyoruz. Kızım denizin altına dalmaya uğraşırken bense üstte yüzüyorum genelde. Yüzmeyi en sevdiğim yer diyebilirim.     İbrice’deki dalgıçların ve öğrencilerinin denize dalmak için seçtikleri çok ufak bir koy. Ama manzaraları harika. Burda yüzmek Assos'ta yüzmek gibi.Deniz suyunun soğuk ve dibin kayalık oluşu ve hemen derinleşmesi muhteşem.



      İbrice koyunun hemen yanındaki biraz yukardaki kayalıklara çıkıp orada oturup etrafı,denize atlayanları, denize giren çıkan dalgıçları seyretmek... İbrice'nin doğasını ve sadeliğini seyretmek .... 



   İbrice’de  yerleşim yeri yok ve kalmak istenirse  kendi çadırınız ile bir yer bulup kalabilirsiniz.Biz denemedik ama denenebilir,güzel bir ortam.


İbrice’ye en yakın yerleşim yeri Mecidiye köy. Burada pansiyonlar ve kiralanacak evler bulabilirsiniz.




    Bizim kaldığımız yer doğanın içinde pansiyonu huzur ve sakinlik burada dediğimiz ve bahçesinden meyva ve sebze topladığımız yeri çok sevdik.(Natura Bungalows yukarıda bahsettiğim gibi )




     Mecidiye’de en fazla uğradığımız yer balıkçı ve gözlemeci oldu.Güzel yerlerdi,biz beğendik.Market alışverişi de Mecidiye'den yapılıyor. İbrice'de sadece bir kafe var.Tost-çay tarzı şeyler satılıyor ancak.Hazırlıklı gidin deriz.


ERİKLİ

Erikli’de çok güzel çiçekli bitkilerin ve ağaçlarından koparılmamış meyvelerin bulunduğu onlarca site var.Sitelerin içlerinde gerçekten envai çeşit çiçekler ve ağaçlar var.Sanki her sitede bahçıvan çalışmış gibi bakımlı ve güzel görüntü oluşuyor.




     Arkadaşlarım ve kızlarımız için  İstanbul'dan tanıdığım olan Latife Hanım'ın tripleks villasının iki katını kiraladık. Eriklide kiraladığımız ev merkeze biraz uzak camiye yakındı.Tam kafa dinlemelik 4 gün geçirdik. Eriklide deniz ,doğa ve muhabbet bize yetti. Nereye gidelim ne yapalım demedik. Akşamları merkezde volta atmak,yemek yemek ve okey 
oynamak için çıktık.



     Latife hanımın misafirperverliği de çok iyiydi, bize mantılar yolladı sağ olsun. Denize girmek için en sakin yerleri gösterdi. Çok çok teşekkürler.



        Erikli'nin denizi  her zaman temiz,kendi kendini temizleyen akıntılarının  olması nedeniyle.50 metre açılınca derinleşen bir deniz,altının kum olması çoğu kişiye cazip gelebilir. Eriklide yüzmek güvenli…



    Yürüyüş yaparken hangi sitenin çiçekleri ve ağaçları çok güzel diye kendi aramızda tartışmalar yaptık .. Karar veremedik.



    Ağaçlarda meyvelerin hiç kopartılmamasını da anlamadık. Çocukların ve insanların gözü çok tok muydu veya başka bir şey mi bilemedik.



      En çok ise üç tekerlekli bisikletlerin arkasında sepet ile alışverişe giden hanımların çokluğu  dikkatimizi çekti. Karar verdim yazlığım olursa ben de alacağım.



     Erikli ailece gidilebilecek doğa içindeki evlerde, sakin huzurlu, çocukların arkadaşları dışarıda korkmadan akşama kadar oynayıp bisiklet bineceği veya yüzeceği tatil köyü havasında.


SAZLIDERE




Sazlıdere’de kuzenim Selma yazlık aldı. Gelmedin uğramadın derken uğradık. Ve bayıldım.
Bu kadar sakin ve bakir denilen yer burası olsa gerek.İki tane iskelesi bile var,çok güzel manzaralar çıkıyor.



        Küçücük koyda birbirini tanımayan yok.Saat 3-4 gibi ufak bir özel araçla dört gözle beklenen dondurmacı geldi.  Dondurması muhteşemdi.
         Sazlıdere’de sadece bir market var.



   Kuzenim Selma ve Eşi Hakan’a misafir geldi diye sitede oturanlar güzel kıyafetler ve ellerinde evde yaptıkları kekler ve kurabiyelerle, çitlemek için çekirdekleriyle bizi ziyarete geldiler.Ve bu ortama da bayıldık.

    Hakan bey’in gitar çalması ve ona eşlik eden şarkıları dinlemek bizi mest etti . Tekrar tekrar gitmek için sözleştik.

     

Keşan Tarihçesi


Keşan... Anadolu'yu Çanakkale Boğazı'ndan Avrupa'ya bağlayan kavşak...
İstanbul'dan İpsala Gümrük Kapısı'na, oradan Yunanistan'a uzanan yolların kesişme noktası... Tarih boyunca çeşitli külturlerin geçiş merkezi olan, yolağzındaki bereketli topraklar... Yeşille mavinin kucaklaştığı doğa harikası Saros Körfezi kıyıları...

Günümüzde; E-87, E-84, E-90 karayollarının kavşağında bulunan Keşan, Edirne'nin en büyük ilçesi. Edirne, İstanbul ve Çanakkale, Keşan'da buluşuyor ve oradan Yunanistan'a ulaşıyor. Avrupa'yı, Anadolu ile buluşturan yolağzındaki Keşan, Edirne'ye 112, İstanbul'a 215, Yunanistan'a ise sadece 35 kilometre uzaklıkta. Doğuda Malkara, batıda Enez ve İpsala, kuzeyde Uzunköprü, güneyde Gelibolu ve Saros Körfezi'yle çevrelenen ilçenin, 5 beldesi 44 köyü var. Keşan halkının önemli bir kesimi, 19 ve 20. yüzyılda Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan'dan göç eden Pomaklar, Boşnaklar, Gacal diye de bilinen Türkmenler ve Romanlardan oluşuyor.


Çağlar boyunca, orduların ve kültürlerin kıtadan kıtaya taşınmasında, geçiş noktası olarak rol oynayan Keşan'da, tarihöncesi dönemlere ait yaşam izlerine rastlanmıyor.



Ancak, eski çağlardaki adı 'Zorlanis' olan Keşan'da, binlerce yıl önce Lüviler  ve Trak boylarının yaşadığı sanılıyor.




Arkeolojik kazılarda elde edilen sikkeler, milattan önce 5 ve 4. yüzyıllarda bölgede Trak boylarından Odrislerin yaşadığını gösteriyor. Mecidiye sahilindeki millattan önce 4. yüzyıla ait yerleşim kalıntıları da Keşan'ın ilk çağlara kadar uzanan tarihine ilişkin bulgular arasında. Yayla ve Gökçetepe sahilindeki kale kalıntıları ise ortaçağda bölgeyi denetimi altında bulunduran Cenevizlilere ait..

Sırasıyla eski Yunan, Pers, Makedon egemenliğinde kalan Trakya, milattan sonra birinci yüzyıldan itibaren Roma hakimiyetine geçti. Via Egnatia yani Egnatia yolu üzerinde bulunan Keşan, bu dönemde daha da önem kazandı. Çünkü, Milattan önce 145 yılında, 6 metre genişliğinde inşa edilen Egnatia Yolu, Roma ile İstanbul'u birbirine bağlıyordu..

Karadeniz, Ege, Adriyatik arasında önemli bir askeri ve ticari ulaşımı sağlayan Egnatia yolu, Bizans döneminde de önemini  korudu. Ortaçağ boyunca Keşan, Balkanlardan inen  Gotların, Avarların, Bulgarların ve Peçeneklerin saldırılarına uğradı. Bizans başkenti Konstantinopolis'in bu akınlardan korunması için, 7. yüzyıldan itibaren, Keşan'ın ana yol üzerindeki konumu giderek güçlendirildi. Garnizon olarak nüfusu artan kasaba, 10. yüzyıl başında başpiskoposluk düzeyine yükseltildi ve Konstantinopolis'e bağlı bir metropol görünümü kazandı.

Bizans'ın iç karışıklıklarından yararlanarak  Rumeliye geçen Osmanlılar, 1354'de, önce Gelibolu'yu, kısa süre sonra da Trakya'yı fethettiler. Şehzade Murat, İstanbul'a uzanan yolun denetimini sağlamak için, komutanlarından Gazi Evrenos'u Keşan'ı fethetmekle görevlendirdi. Fethin ardından  Egnatia Yolu Osmanlı denetimine geçti.



'Sol Kol' adıyla, ana güzergah özelliğine sahip olan yolun üzerindeki Keşan, Osmanlı döneminde de önemli bir geçiş merkezi oldu. Keşan ve çevresine, Anadolu'dan gelen Türkmen toplulukları yerleştirildi.

Keşan'ın merkezi olan Rusköyü ile 13 vakıf köyü, 16. yüzyıl başında, Osmanlı vezirlerinden Hersekzade Ahmet Paşa'ya  mülk olarak verildi. 16. yüzyılda 29 olan köy sayısının, 17. yüzyılda 47'ye yükselmesi, Osmanlının kazaya verdiği önemin ve gelişmenin göstergesiydi.

19. yüzyılda, Osmanlı'nın Rumeli bozgunuyla birlikte, Keşan da işgaller ve göçlerle sarsıldı. 1828 ve 1877'de Ruslar tarafından iki kez işgal edildi.1878-79'da Rusların Balkanları işgaliyle başlayan göç dalgasından, Anadolu'ya giden ana yolun üzerinde bulunan Keşan da etkilendi ve göçmenlerin bir bölümü burada yerleşti.

Keşan, son olarak I. Dünya Savaşı'nın ardından, 30 Temmuz 1920'de Yunanlılar tarafından işgal edildi. Keşan halkı, Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılan 'Trakya Müdafai Hukuk Cemiyeti'ne tüm güçleriyle destek verdi.  İlçe, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan 'Büyük Zafer'in ardından, 19 Kasım 1922'de bağımsızlığına kavuştu.

Yolların kavşağındaki Keşan, her dönemde çeşitli kültürleri buluşturan bir merkez oldu. Yüzyıllarca Osmanlı yönetiminde kalan Keşan'da, imparatorluk şemsiyesi altında farklı halk toplulukları bir arada yaşadı. Azınlıklar kendi inanç ve geleneklerini sürdürdüler. 1894 Vilayet salnamesine göre; Keşan'da yaşayan Rum ve Bulgarların sayısı 25 bine yakındı.1874 yılında ilçede; 4 cami, 2 kilise, 1 medrese, 12 çeşme, 5 sebil, 2 bedesten, 11 han ve 2 hamam olduğunu  kayıtlardan öğreniyoruz. Ne yazık ki  bu tarihi eserlerden çok azının günümüze ulaşabildiğini görüyoruz.

Keşan'da günümüze harabe olarak ulaşan en eski eserler; Mecidiye sahilindeki MÖ 4. yüzyıla ait yerleşme kalıntılarıyla, Yayla sahil kesimindeki kale kalıntısı ve Gökçetepe'de Ortaçağ'da inşa edilen Ceneviz kalesi. Bu eserler de arkeolojik çalışmalarla, gün ışığına çıkarılmayı bekliyor.İlçe merkezinde bulunan Hersekzade Ahmet Paşa Camii, restorasyonlarla günümüze sağlam olarak ulaşabilmiş en önemli yapı.1511'de, kesme taştan inşa edilen tek kubbeli camii,  erken Osmanlı mimarisi özelliklerini taşıyor. Giriş kapısı tarafındaki bölümü sonradan eklenen caminin, avlusundaki 12 köşeli mermer şadırvan ve üzerindeki süslemeler dikkat çekiyor. Caminin haziresinde çeşitli dönemlere ait mezarlar ve işlemeli mezar taşları yer alıyor. Camii yakınındaki Osmanlı dönemine ait çift kubbeli hamam da kısmen yıkılarak günümüze ulaşabilmiş tariihi eserlerden. 

Keşan'da zamana meydan okuyan eserlerden birisi de Mercan Köyü'ndeki tarihi taş köprü... Osmanlı köprü mimarisinin belirgin özelliklerini taşıyan köprü, üç kemerli...Su taşkınlarına karşı gözleri bulunan köprü, korkulukları yıkılsa da ayakta kalabilmeyi başarmış...




Hersekzade Cami civarında bulunan bir kaç eski taş ev günümüze kadar gelebilmiş eserlerden. Yukarı Zaferiye Mahallesi'nde ise kentin tarihi dokusunu yansıtacak yoğunlukta taş evler bulunuyor. Yöreye özgü sivil mimarlık örnekleri olarak dikkat çeken bu yapıların çoğu yok olmakla karşı karşıya...



    Keşan'ın tarihçesini Keşan belediye sitesinden kopyaladım daha ayrıntılı okumak isterseniz keşan tarihi de bulunan linkten takip edebilirsiniz.




      Biz gezerken araştırırken çok çok keyif aldık..

                   SİZLERE DE PATİ PATİ GEZİLER DİLERİM..:)
         







     







Read More